tck 125, hakaret suçu, hakaret suçu cezası, hakaret sayılmayan kelimeler, hukukta hakaret sayılmayan kelimeler

Hakaret Suçu (TCK 125) ve Hakaret Suçu Cezası

Kişilerin onur, şeref ve saygınlığı, hukuk sistemimiz tarafından anayasal güvence altına alınmış en temel değerlerden biridir. Bu değerlere yönelik olarak gerçekleştirilen haksız saldırılar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında suç olarak tanımlanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Günlük hayatta, yüz yüze iletişimde veya sosyal medya platformlarında sıklıkla karşılaşılan hakaret suçu, toplumun her kesimini yakından ilgilendiren hukuki bir meseledir. TCK 125 düzenlemesi, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmeyi yahut doğrudan sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmayı cezalandırmaktadır.

Bu suçun yasal unsurlarının tam olarak oluşup oluşmadığının tespiti, ceza yargılaması süreçlerinin en hassas aşamasını oluşturur. Yöneltilen her kaba söz veya nezaket dışı hitap, doğrudan hakaret suçu kapsamında değerlendirilmemektedir. Yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda sınırları çizilen hakaret sayılmayan kelimeler, suçun maddi unsurlarının kapsamını belirlerken büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle Yargıtay kararlarıyla sabit olan hukukta hakaret sayılmayan kelimeler ile kişiyi tahkir edici sözler arasındaki yasal çizginin doğru tespit edilmesi, mahkemelerce hükmedilecek olan hakaret suçu cezası açısından son derece belirleyicidir.

Kişilerin Anayasa ile korunan ifade özgürlüğü ile bireylerin kişilik hakları arasındaki dengenin sağlanması, adil bir ceza yargılamasının temelidir. Haksız adli süreçlerle karşılaşmamak veya kişilik haklarına yapılan saldırılara karşı doğru hukuki adımları atabilmek için TCK 125 hükümlerinin kapsamlı bir şekilde bilinmesi gerekmektedir. Yöneltilen bir ifadenin sert bir eleştiri mi yoksa suç mu teşkil ettiğinin değerlendirilmesi, mağduriyetlerin giderilmesi ve adil bir hakaret suçu cezası tatbiki bakımından hukuki bir zorunluluktur.

TCK 125 Kapsamında Hakaret Suçu ve Matufiyet Şartı

Ceza hukukumuzda, bireylerin toplum içindeki itibarı, şerefi ve içsel öz saygısı anayasal temellerle koruma altına alınmıştır. Bu bağlamda, TCK 125 maddesinde düzenlenen hakaret suçu, temel olarak iki farklı seçimlik hareketle işlenebilen bir suç tipidir. Kanun koyucu bu suçun maddi unsurunu; bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da somut bir fiil isnat etmeksizin doğrudan doğruya sövmek suretiyle kişinin saygınlığına saldırmak olarak tanımlamıştır. Bu fiillerin gerçekleştirilmesiyle birlikte hakaret suçu cezası istemiyle adli soruşturmalar başlatılmaktadır.

Bir eylemin hakaret suçu teşkil edip etmediği belirlenirken mahkemeler, nesnel ölçütleri esas alır. Söylenen sözün veya sergilenen davranışın, o toplumun genel ahlak, gelenek ve görgü kuralları çerçevesinde kişiyi gerçekten küçük düşürücü nitelikte olması şarttır. Her rahatsız edici söylem, eleştiri veya tartışma esnasında sarf edilen her kelime bu suçun vücut bulması için yeterli değildir. Tam bu noktada, hakaret sayılmayan kelimeler kavramı ortaya çıkar. Hukuk sistemimizde, bir sözün tahkir edici olup olmadığı bazen nispi özellikler gösterir; yani sözün söylendiği zamana, mekâna ve taraflar arasındaki ilişkinin boyutuna göre değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle hukukta hakaret sayılmayan kelimeler ile kişiyi doğrudan tahkir edici sözler arasındaki çizginin net olarak ayrılması gerekir.

Matufiyet (Yönelmişlik) Şartı ve Yargıtay Uygulaması

Ceza hukuku doktrininde ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında, hakaret suçu eyleminin cezalandırılabilmesi için aranan en temel teknik koşullardan biri “matufiyet” yani yönelmişlik şartıdır. Matufiyet, hakaret içeren ifadelerin doğrudan mağdura yöneltilmiş olması veya mağdurun şahsına yönelik olduğunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça anlaşılabilir olmasıdır. Şayet söylenen kaba sözlerin veya küfürlerin kime yöneltildiği belli değilse, soyut bir gruba, kuruma veya olay yerinde olmayan üçüncü bir şahsa yönelikse, o ortamda bulunan kişi açısından hakaret suçu oluşmaz.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, matufiyet şartının gerçekleşmediği durumlarda suçun unsurlarının oluşmayacağını şu kararıyla net bir şekilde ortaya koymuştur:

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 28.02.2023 T. 2021/381 E. 2023/15503 K.]

“…Sanığın söylediği iddia edilen ‘Devriye 5 dakika içerisinde gelmezse o devriyenin anasını, avradını sinkaf ederim.’ şeklindeki sözlerin muhatabının mağdur olmaması sebebiyle matufiyet şartı gerçekleşmediğinden hakaret suçunun unsurları oluşmamıştır.”

Yukarıdaki emsal kararda görüleceği üzere, telefonda iletişim kurulan görevliye (mağdura) değil, olay yerine gelecek olan belirsiz “devriye personeline” yönelik sarf edilen ağır sözler, matufiyet yokluğu sebebiyle hukukta hakaret sayılmayan kelimeler boyutunda kalmamakla birlikte, o anki mağdur açısından suç unsuru taşımadığı için beraat veya düşme kararlarını gerektirmektedir.

Hakaret Suçu Cezası, Aleniyet Unsuru ve Haksız Tahrik

TCK 125 maddesinin birinci fıkrası uyarınca, basit hakaret suçu işleyen kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası yaptırımı uygulanır. Ancak suçun işleniş biçimine, yerine veya mağdurun sıfatına göre kanun koyucu birtakım nitelikli haller öngörmüştür. Mağdurun kamu görevlisi olması, suçun kişinin dini inançlarına yönelik olması gibi durumlarda verilecek hakaret suçu cezası alt sınırı bir yıldan az olamamaktadır.

Bu suça ilişkin en önemli ağırlaştırıcı nedenlerden biri ise TCK 125/4. maddesinde düzenlenen “aleniyet” unsurudur. Aleniyet, hakaret eyleminin belirsiz sayıdaki kişinin duyabileceği, görebileceği veya algılayabileceği bir ortamda gerçekleşmesidir. Meydanlar, sokaklar, herkese açık toplu taşıma araçları veya günümüzde sosyal medya platformları aleniyet unsurunun sağlandığı alanlardır. Eylemin aleni bir ortamda işlenmesi halinde hakaret suçu cezası altıda biri oranında artırılır.

Aleniyet Unsurunun İhlali ve Haksız Tahrik Kurumu

Mahkemeler, yargılama esnasında suçun işlendiği yerin fiziki veya dijital özelliklerini mutlaka incelemekle mükelleftir. Ayrıca, failin bu suçu haksız bir fiilin meydana getirdiği şiddetli öfke veya elemin etkisi altında işleyip işlemediği (TCK 129 haksız tahrik hükümleri) de incelenmelidir.

Yargıtay, sokak ortasında işlenen aleni hakaret eylemlerinde TCK 125/4 hükmünün uygulanmamasını ve haksız tahrik iddialarının araştırılmamasını açık bir hukuka aykırılık olarak görmektedir:

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 28.09.2023 T. 2023/12274 E. 2023/21755 K.]

“…Hakaret suçunun aleni olan sokakta işlenmesine rağmen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/4. maddesinin uygulanmaması ile sanığın aşamalarda şikayetçi ile olay tarihinden dokuz gün önce yaşanan yaralanma olayı olduğu ve buna ilişkin ifade verdiğini beyan etmesi karşısında belirtilen olayla ilgili varsa dava dosyası incelenerek sonucuna göre haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması isabetli görülmemiştir.”

Bu içtihat açıkça göstermektedir ki, adil bir hakaret suçu cezası belirlenebilmesi için hem aleniyet gibi cezayı artıran unsurların hem de önceki husumetler gibi cezayı indiren veya tamamen kaldıran (haksız tahrik) hallerin titizlikle değerlendirilmesi yasal bir mecburiyettir.

Beddua ve Eleştiri Sınırındaki Hukukta Hakaret Sayılmayan Kelimeler

Günlük hayatta insanlar arası tartışmalarda sıklıkla dile getirilen beddua niteliğindeki söylemler, hukuki açıdan büyük bir tartışma konusudur. Bir kimseye yönelik kötü temennilerde bulunmak ahlaki olarak tasvip edilmese de, ceza hukuku dogmatiği açısından bu tür ifadeler hakaret sayılmayan kelimeler listesinin en başında yer alır.

Bir eylemin hakaret suçu sayılabilmesi için, kişinin geçmişine, şimdiki durumuna yönelik somut bir olgu isnadı veya doğrudan onurunu kırmaya yönelik bir sövme eylemi olmalıdır. Oysa beddua, geleceğe yönelik kötü bir dileği ifade eder ve kişinin şerefini, itibarını toplum nezdinde zedelemez. Bu nedenle Yüksek Mahkeme, beddua içeren sözcükleri hukukta hakaret sayılmayan kelimeler kategorisinde değerlendirerek beraat yönünde kararlar tesis etmektedir.

Yargıtay’ın trafik denetimi esnasında bir polis memuruna söylenen beddua niteliğindeki sözleri ele aldığı emsal kararı şu şekildedir:

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 21.03.2023 T. 2020/28027 E. 2023/16286 K.]

“…Olay günü sanığın, mağdurlara söylediği kabul edilen ‘Yuh olsun sana, senin aldığın maaş haram olsun, çoluğun çocuğunla güle güle yeme.’ şeklindeki sözünün, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi…”

Bu karar açıkça göstermektedir ki; “haram olsun”, “yüzün gülmesin”, “Allah belanı versin” gibi temenni ve beddua içeren sözler, ne kadar rahatsız edici olursa olsun, TCK 125 kapsamında cezalandırılamaz. Bu sınırın iyi bilinmesi, gereksiz ceza yargılamalarının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır.

Kamu Görevlilerine Karşı Hakaret Suçu ve Kaba Hitap Kriterleri

Kamu görevlilerine görevlerinden dolayı edilen hakaretler, devletin itibarını ve otoritesini de dolaylı olarak zedelediği için TCK 125 maddesi uyarınca daha ağır bir hakaret suçu cezası ile cezalandırılmaktadır. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları, kamu görevlilerinin, ifa ettikleri görevin niteliği gereği, sade vatandaşlara kıyasla eleştirilere karşı çok daha esnek ve tahammüllü olmaları gerektiğini vurgular.

Özellikle doktorlar, polisler, öğretmenler veya özel güvenlik görevlileri gibi vatandaşla sürekli temas halinde olan meslek gruplarına yöneltilen ani ve öfke anındaki kaba sözler, hakaret sayılmayan kelimeler kapsamında incelenmektedir. Eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kalan serzenişler veya sadece nezaket dışı olan kelimeler hakaret suçu oluşturmaz.

Yargıtay, mesleki serzeniş veya kaba hitap boyutunda kalan şu ifadeleri hukukta hakaret sayılmayan kelimeler olarak tescillemiştir:

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 13.02.2023 T. 2020/33819 E. 2023/1031 K.]

“…Sanığın, katılana söylediği kabul edilen ‘İlla yüzüne mi hapşırmam lazım, suratsız doktor.’ ve ‘Bu ne biçim doktor.’ biçimindeki sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmelidir.”

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 01.03.2023 T. 2021/6015 E. 2023/15569 K.]

“…Sanığın katılana yönelttiği ‘Ben 50 kişi çalıştırıyorum, 50 kişiye ekmek veriyorum, senin maaşını benim vergimle veriyorlar, terbiyesiz.’ şeklindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmelidir.”

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 08.03.2023 T. 2021/5955 E. 2023/15890 K.]

“…Olay günü sanığın söylediği kabul edilen ‘Sen kimsin Allah’ın kırosu…’ şeklindeki kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun yasal unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden yetersiz gerekçeyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi…”

Bu emsal kararlar; “suratsız”, “bu ne biçim…”, “benim vergimle maaş alıyorsun” veya “kıro” gibi sözcük gruplarının mesleki bir eleştiri veya salt nezaketsizlik olduğunu, yasal anlamda bir hakaret suçu cezası gerektirmeyeceğini hukuki bir zemine oturtmuştur.

Günlük İletişimde Kaba Hitaplar ve Hukukta Hakaret Sayılmayan Kelimeler Sınırı

Toplumsal yaşantıda, ikili ilişkilerde veya ticari hayatta yaşanan uyuşmazlıklarda kişilerin birbirlerine karşı kullandıkları dil, her zaman nezaket sınırları içerisinde kalmayabilir. Hukuk sistemimiz, ahlaki olarak yanlış kabul edilen her kaba sözü ceza hukuku yaptırımlarıyla terbiye etmeyi amaçlamaz. TCK 125 maddesinin amacı ifade özgürlüğünü baskılamak değil, gerçekten kişilik haklarına saldıran ağır tahkir eylemlerini cezalandırmaktır.

Bu sebeple, “terbiyesiz”, “beş para etmez”, “midesiz” veya “adam mısın” gibi kelimeler ve soru cümleleri, muhatabı rahatsız etse dahi hakaret sayılmayan kelimeler listesinde yer almaktadır. Bir ifadenin hakaret olup olmadığını değerlendirirken, sözün objektif olarak mağduru toplum karşısında utandırıp utandırmadığına bakılır. Sadece “terbiyeden yoksun” olmayı ifade eden kelimeler onur kırıcı değil, eleştirel ve kaba niteliktedir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bu konuda sıkça emsal gösterilen, hukukta hakaret sayılmayan kelimeler sınırını çok net çizen kararları aşağıdaki gibidir:

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 11.10.2022 T. 2020/18128 E. 2022/19412 K.]

“…Sanığın, müştekiye söylediği ‘terbiyesiz’ sözünün müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi…”

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 22.02.2023 T. 2020/30800 E. 2023/12611 K.]

“…Sanığın şikayetçilere söylediği kabul olunan sanığın ‘Bu adamlar beş para etmez.’ şeklindeki sözün şikayetçilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla gözetilmemesi…”

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 15.02.2023 T. 2020/28223 E. 2023/3798 K.]

“…Olay günü sanığın, katılana söylediği iddia ve kabul edilen ‘Adam mısınız, terbiyesizler.’ şeklindeki sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden…”

[Yargıtay 4. Ceza Dairesi 05.04.2023 T. 2020/31057 E. 2023/16900 K.]

“…Olay günü sanığın söylediği kabul edilen ‘Sen midesizsin, nasıl evlenirsin, evlenemezsin.’ şeklinde, kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun yasal unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden yetersiz gerekçeyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi…”

Sonuç olarak, bir tartışma anında sarf edilen kaba kelimelerin doğrudan bir hakaret suçu cezası gerektirip gerektirmeyeceği hususunda, mahkemelerin Yargıtay’ın bu objektif kriterlerini baz alması anayasal bir gerekliliktir. Kişilerin ifade tarzlarındaki kaba niteliklerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi, hukuki güvenliğin ve adil yargılanma ilkesinin temel taşlarından biridir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Hakaret Suçu (TCK 125) Hangi Durumlarda Oluşur?

Türk Ceza Kanunu sistematiğinde hakaret suçu, bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını zedeleyecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesiyle ya da doğrudan doğruya sövme eyleminin gerçekleştirilmesiyle oluşur. TCK 125 maddesinin temel amacı, bireyin toplum içindeki itibarını ve kendi içsel öz saygısını korumaktır. Eylemin suç teşkil edebilmesi için kullanılan ifadelerin genel ahlak ve toplumsal değer yargıları çerçevesinde nesnel olarak tahkir edici (küçük düşürücü) boyutta olması yasal bir zorunluluktur. Her kaba, nezaketsiz veya rahatsız edici söylem bu suçun kapsamına girmez. Eleştiri sınırlarını aşan, doğrudan kişinin şahsiyetine saldıran ifadeler adli makamlarca suç olarak nitelendirilir.

Hakaret Suçu Cezası Ne Kadardır ve Paraya Çevrilebilir Mi?

TCK 125 maddesinde düzenlenen basit hakaret suçu cezası, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Hakim, somut olayın özelliklerine göre hapis veya adli para cezasından birini seçebilir. Şayet suç; kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, dini değerlere yönelik veya aleni bir ortamda (sokak, sosyal medya vb.) işlenirse, ceza miktarı artırılır. Özellikle nitelikli hallerde verilecek hapis cezasının alt sınırı bir yıldan az olamaz. Verilen hapis cezası, failin sabıka kaydına ve ceza miktarına göre adli para cezasına çevrilebilir, ertelenebilir veya şartları oluşmuşsa Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilebilir.

Hukukta Hakaret Sayılmayan Kelimeler Nasıl Belirlenir?

Ceza hukuku uygulamasında, bir kelimenin suç unsuru taşıyıp taşımadığı Yargıtay içtihatları ile belirlenir. Yüksek mahkeme, ifadeleri değerlendirirken sözün söylendiği bağlama, taraflar arasındaki ilişkiye ve kullanılan kelimenin nesnel anlamına bakar. Kişiyi küçük düşürme kastı taşımayan, sadece o anki öfkeyi yansıtan, nezaket kurallarına aykırı kaba hitaplar hukukta hakaret sayılmayan kelimeler olarak kabul edilir. Yargıtay, bu tür kaba sözlerin onur ve saygınlığı rencide edici boyutta olmadığına kanaat getirerek, ifade özgürlüğünü koruyan beraat kararları vermektedir.

Yargıtay Kararlarına Göre Hakaret Sayılmayan Kelimeler Nelerdir?

Yargıtay ceza dairelerinin istikrar kazanmış kararları incelendiğinde, günlük dilde sıkça kullanılan bazı kelimelerin açıkça hakaret sayılmayan kelimeler kategorisine alındığı görülmektedir.

  • “Terbiyesiz”: Müştekiye söylenen bu söz, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı sayılarak suç unsuru taşımadığına hükmedilmiştir.

  • “Suratsız” ve “Bu ne biçim…”: Kamu görevlilerine yönelik bu tür söylemler, mesleki serzeniş veya kaba hitap kapsamında değerlendirilmiştir.

  • “Kıro”: Sosyal bir yakıştırma olan bu ifade, onur kırıcı bulunmamış ve kaba hitap sayılmıştır.

  • “Adam mısın / Adam mısınız”: Kişiliğe yönelik bir soru veya serzeniş içeren bu ifade, rahatsız edici bulunsa da tahkir edici sayılmamıştır.

  • “Midesiz” ve “Beş para etmez”: Kişinin değer yargılarını eleştiren bu kaba tabirlerin yasal unsurları oluşturmadığı karara bağlanmıştır.

Beddua Etmek Hakaret Suçu Kapsamına Girer Mi?

Bir kimseye yönelik “Allah belanı versin”, “haram olsun”, “yüzün gülmesin” gibi geleceğe dönük kötü temenniler içeren beddua sözleri, hakaret suçu oluşturmaz. Yargıtay kararlarında açıkça belirtildiği üzere, beddua niteliğindeki kelimeler, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını zedeleyici nitelikte somut bir olgu isnadı veya sövme fiili içermez. Yargıtay, “aldığın maaş haram olsun, çoluğun çocuğunla yeme” şeklindeki ifadeleri kaba ve nezaket dışı hitap olarak nitelendirmiş ve hukukta hakaret sayılmayan kelimeler kapsamında değerlendirerek beraat kararı verilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Hakaret Suçunda Matufiyet Şartı Nedir?

Matufiyet, hakaret içeren söz veya davranışların mağdurun şahsına yöneltilmiş olması veya mağdurun kastedildiğinin açıkça anlaşılabilir olması demektir. TCK 125 kapsamında bir hakaret suçu cezası verilebilmesi için, failin sözlerinin kime söylendiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde belli olması gerekir. Örneğin, telefonda konuşulan bir görevliye değil de, henüz olay yerine gelmemiş ve kimliği belirsiz devriye personeline yönelik edilen küfürlerde, mağdur belli olmadığı için matufiyet şartı gerçekleşmez. Matufiyet şartının eksikliği, eylemi doğrudan suç olmaktan çıkarır.

Aleniyet Unsuru Hakaret Suçu Cezasını Nasıl Etkiler?

Aleniyet, hakaret fiilinin belirli olmayan birden fazla kişi tarafından algılanabilir bir ortamda işlenmesidir. Bir sözün sokak ortasında bağırarak söylenmesi veya herkesin görebileceği açık bir sosyal medya profilinden yazılması aleniyet unsurunu oluşturur. Yargıtay içtihatlarına göre, hakaret suçunun aleni olan bir sokakta işlenmesi halinde mahkemelerce mutlaka TCK 125/4 maddesi uyarınca ceza artırımı yapılmalıdır. Aleniyetin varlığı, eylemin mağdur üzerinde yarattığı tahribatı büyüttüğü gerekçesiyle hakaret suçu cezası hesaplamasında yaptırımı altıda bir oranında ağırlaştıran hukuki bir kuraldır.

Hakaret Davalarında Haksız Tahrik İndirimi Mümkün Müdür?

Türk Ceza Kanunu’nun 129. maddesi, hakaret suçunun haksız bir fiilin veya bir kasten yaralama eyleminin tepkisi olarak işlenmesi halinde failin cezasında indirim yapılmasını veya ceza verilmesinden tamamen vazgeçilmesini düzenler. Karşılıklı hakaret durumlarında da benzer hükümler geçerlidir. Yargıtay kararlarında, failin daha önce mağdur tarafından darp edildiği veya yaralandığı (örneğin kavgada kafasına dikiş atıldığı) yönündeki savunmalarının, mahkemelerce mutlaka araştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Önceki husumet dosyaları incelenmeden ve haksız tahrik koşulları tartışılmadan eksik incelemeyle doğrudan hakaret suçu cezası verilmesi, açık bir bozma sebebidir.

Bir Sözün Hakaret Olup Olmadığına Kim Karar Verir?

Kullanılan kelimelerin veya cümlelerin hakaret suçu teşkil edip etmediğine, adli soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı, kovuşturma aşamasında ise davaya bakan Asliye Ceza Mahkemesi hakimi karar verir. Ancak ilk derece mahkemelerinin hakimleri bu değerlendirmeyi tamamen kendi şahsi kanaatlerine göre değil; Yargıtay’ın emsal kararlarına, ifade özgürlüğü ilkelerine ve ceza hukuku doktrinine dayanarak yapmak zorundadır. Yukarıda sayılan “terbiyesiz, suratsız, kıro, midesiz” gibi hakaret sayılmayan kelimeler, yerel mahkemelerin takdir yetkisini sınırlayan ve yargıda birliği sağlayan önemli hukuki içtihatlardır.

Sonuç

Bireylerin şeref, onur ve saygınlık hakları ile anayasal bir hak olan ifade özgürlüğü arasındaki hassas denge, ceza hukukunun en temel uygulama alanlarından birini oluşturur. TCK 125 maddesinde düzenlenen hakaret suçu, toplum içindeki iletişimin sınırlarını belirlerken; hukukun temel gayesi, ifade özgürlüğünü haksız yere kısıtlamadan, gerçekten kişilik haklarına saldıran eylemleri cezalandırmaktır. Günlük yaşamda öfke kontrolünün yitirildiği anlarda sarf edilen her kelimenin doğrudan bir suçlamaya dönüşmemesi, adil bir yargı sisteminin gereğidir.

Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatları, hakaret sayılmayan kelimeler ve kaba hitaplar konusunda net bir hukuki çerçeve çizmiştir. Kişiyi açıkça küçük düşürme kastı taşımayan, yalnızca nezaket sınırlarını ihlal eden beddualar ve kaba söylemler, hukukta hakaret sayılmayan kelimeler kapsamında değerlendirilerek ifade hürriyeti şemsiyesi altına alınmaktadır. Ancak, bu sınır aşıldığında ve matufiyet şartı da sağlanarak kişiye somut bir hakaret yöneltildiğinde; özellikle fiilin aleni bir ortamda veya kamu görevlisine karşı işlenmesi durumunda yaptırımlar oldukça sertleşmektedir. Nihayetinde, öngörülen hakaret suçu cezası bireyler üzerinde ciddi yasal kısıtlamalar doğurabileceğinden, toplumsal iletişimde saygı sınırlarının muhafazası kadar, maruz kalınan veya yöneltilen ithamların hukuki niteliğinin bilinmesi de büyük bir önem taşımaktadır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık
Bu içeriğin tüm telif hakları Çelik Avukatlık Bürosu'na (caglarcelik.av.tr) aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve kullanılamaz.