ceza ehliyeti, ceza yaşı, tck 32, tck 31, cezai ehliyet nedir, cezai ehliyeti olmayan hastalıklar

Cezai Ehliyet Nedir? Ceza Yaşı (TCK 31)

Ceza hukukunun en temel prensibi, kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesidir. Bir kişinin işlediği iddia edilen haksız fiilden dolayı yasal olarak cezalandırılabilmesi için, eylemi gerçekleştirdiği anda isnat yeteneğine, yani yasal ceza ehliyeti kavramının gerektirdiği zihinsel olgunluğa ve psikolojik sağlığa sahip olması şarttır. Türk yargı sisteminde cezai ehliyet nedir sorusunun yasal yanıtı; bireyin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabilmesi ve davranışlarını bu idrak doğrultusunda yönlendirebilmesi (irade serbestisi) şeklinde tanımlanmaktadır. Hukukumuzda bu iradeyi sakatlayan veya tamamen ortadan kaldıran iki temel biyolojik ve psikolojik unsur bulunur: yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, bireylerin ceza sorumluluğunu yaş gruplarına göre katı bir şekilde kademelendirmiştir. Kanun koyucuya göre ceza yaşı, bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişim evreleri dikkate alınarak belirlenmiş olup, TCK 31 maddesi kapsamında 12, 15 ve 18 yaş sınırları üzerinden katı usul kurallarına bağlanmıştır. Bu sınırlar içerisindeki suça sürüklenen çocukların (SSÇ) yargılanma ve ceza indirim prosedürleri, yetişkin bireylerden tamamen farklı, uzmanlık gerektiren bir adli tıbbi denetime tabidir.

Kusur yeteneğini ortadan kaldıran diğer mutlak unsur ise şizofreni, ağır mental retardasyon (zeka geriliği) veya aktif psikoz gibi organik ya da psikiyatrik rahatsızlıklardır. Yasa koyucu, TCK 32 maddesi ile bu hassas durumu güvence altına alarak, tıbbi metinlerde ve yargı kararlarında cezai ehliyeti olmayan hastalıklar olarak tanımlanan vakalarda ceza (hapis) verilmesini kesin olarak yasaklamış, bunun yerine yüksek güvenlikli sağlık tesislerinde tedavi (güvenlik tedbiri) uygulanmasını emretmiştir. Ceza davalarının hukuka uygun şekilde sonuçlandırılabilmesi, sanığın suç tarihindeki algılama ve irade yeteneğinin salt iddialarla değil, doğrudan Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulları raporlarıyla ispatlanmasına bağlıdır.

Ceza Hukukunda İsnat Yeteneği ve Kusurluluk İlkesi

Modern ceza hukukunun temelini oluşturan “kusursuz suç ve ceza olmaz” evrensel ilkesi gereğince, bir bireyin hukuka aykırı bir fiili (suçu) işlemiş olması, onun doğrudan cezalandırılması için tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Fiilin tipikliğinin ve hukuka aykırılığının yanı sıra, failin bu fiilden dolayı kınanabilmesi, yani “kusurlu” bulunması zorunludur. Kusurluluğun ön şartı ise isnat yeteneğidir. İsnat yeteneği, bireyin işlediği eylemin hukuki ve sosyal anlamını kavrayabilme (algılama yeteneği) ve davranışlarını bu kavrayışa uygun olarak özgürce kontrol edebilme (irade/davranışları yönlendirme yeteneği) kapasitesini ifade eder.

Hukuk sistemimizde kusur yeteneğini, dolayısıyla ceza ehliyetini doğrudan etkileyen durumlar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) birinci kitabında sistematik olarak düzenlenmiştir. Bireyin zihinsel olgunlaşma sürecini tamamlamamış olması (yaş küçüklüğü), psikolojik/psikiyatrik rahatsızlıklarının bulunması (akıl hastalığı) veya geçici nedenlerle irade kontrolünün yitirilmesi durumlarında yasa koyucu, failin işlediği fiilden dolayı cezalandırılmasını yasaklamıştır. Bu gibi durumlarda, suç teşkil eden eylem gerçekleşmiş olsa dahi faile hapis cezası verilmez; bunun yerine mahkemelerce “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilerek, toplumun ve bireyin korunması amacıyla spesifik güvenlik tedbirleri (sağlık tesisinde tedavi, çocuklara özgü danışmanlık tedbirleri vb.) uygulanır.

TCK 31 Kapsamında Yaş Küçüklüğü ve Ceza Sorumluluğu Kademeleri

Biyolojik yaş, bir insanın bilişsel yeteneklerinin ve sosyal kuralları idrak etme kapasitesinin en somut göstergesidir. TCK’nın 31. maddesi, suça sürüklenen çocukların (SSÇ) ceza sorumluluğunu üç ayrı yaş grubuna bölerek katı usul kurallarına bağlamıştır. Yaş küçüklüğünün tespiti, fiilin işlendiği tarihteki nüfus kayıtlarına ve gerektiğinde kemik yaşı tespit raporlarına (radyolojik inceleme) göre yapılır. Sağır ve dilsiz çocuklarda ise kanun koyucu, zihinsel gelişimin daha yavaş ilerleyebileceği tıbbi gerçeğinden hareketle, aşağıda belirtilen yaş sınırlarına 3’er yaş eklenerek (örneğin 12 yerine 15 yaş) işlem yapılmasını emretmiştir.

  • 0-12 Yaş Grubu (Mutlak Ehliyetsizlik): Suçun işlendiği tarihte 12 yaşını doldurmamış olan çocukların hiçbir şekilde ceza sorumluluğu yoktur. Bu yaş grubundaki çocuklar hakkında polis veya jandarma tarafından şüpheli sıfatıyla cezai soruşturma yapılamaz, ifade alınamaz ve haklarında kamu davası açılamaz. Sadece Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) kapsamında, mahkeme kararıyla koruyucu ve destekleyici güvenlik tedbirleri (eğitim, sağlık, barınma tedbirleri) uygulanabilir.
  • 12-15 Yaş Grubu (Nispi Ehliyet ve Rapor Zorunluluğu): Suç tarihinde 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış çocukların durumu, tamamen adli tıp uzmanlarının ve çocuk psikiyatristlerinin yapacağı incelemeye tabidir. Bu yaş grubunun, eski ceza kanunumuzdaki tabiriyle “farik ve mümeyyiz” (iyiyi kötüden ayırma yetisine sahip) olup olmadığı araştırılır. Çocuğun işlediği spesifik fiilin (örneğin hırsızlık, yaralama) hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği mutlaka tıbbi bir raporla kanıtlanmalıdır. Şayet çocukta bu yetenek gelişmemişse ceza verilmez.

[Yargıtay 23. Ceza Dairesi, T. 02.03.2016, 2016/510 E., 2016/2229 K.] 

“Suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı TCK 31/2 maddesi kapsamında kaldığından bahisle ceza verilmesine yer olmadığına dair kararda bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre…”

Eğer rapor sonucunda 12-15 yaş grubundaki çocuğun algılama yeteneğinin tam olduğu tespit edilirse, suçun türüne göre verilecek olan cezada yarı oranında çok ciddi yasal indirimler yapılır.

  • 15-18 Yaş Grubu (Tam Ancak İndirimli Ehliyet): Suç tarihinde 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını (reşitliğini) tamamlamamış çocukların kural olarak ceza sorumluluğu vardır. Bu gruptaki çocuklar için algılama yeteneğine dair tıbbi rapor alınması (istisnai bir akıl hastalığı şüphesi yoksa) zorunlu değildir. Ancak yetişkin olmadıkları için, yasa gereği alacakları cezalardan TCK 31/3 maddesi uyarınca üçte bir oranında zorunlu indirim yapılması şarttır.

[Yargıtay 6. Ceza Dairesi, T. 22.12.2016, 2016/5522 E., 2016/7396 K.] 

“Kayden 28.09.1994 doğumlu olan ve suçun işlendiği 13.09.2012 tarihinde sanığın 18 yaşını tamamlamamış olduğu anlaşıldığından, hakkında TCK 31/3. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, […] Bozmayı gerektirmiş, sanık ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA…”

TCK 32 Kapsamında Akıl Hastalığı ve Ceza Ehliyetine Etkisi

İnsan iradesini ve algılama süreçlerini sekteye uğratan psikopatolojik rahatsızlıklar, ceza hukukunun en karmaşık inceleme alanlarından biridir. TCK’nın 32. maddesi, psikiyatri biliminin verilerini ceza yargılamasına entegre ederek, akıl hastalıklarını “Tam Akıl Hastalığı” ve “Kısmi Akıl Hastalığı” olmak üzere iki ana kategoride değerlendirmektedir.

TCK 32/1 – Tam Akıl Hastalığı: Bireyin sahip olduğu akıl hastalığı (örneğin kronik şizofreni, ağır paranoid bozukluklar, organik beyin hasarlarına bağlı ağır demans), işlediği suç fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğini tamamen yok etmişse veya davranışlarını kontrol etme yeteneğini “önemli derecede” ortadan kaldırmışsa, bu kişiye hiçbir şekilde hapis cezası verilemez. Yargılama sonunda “Ceza verilmesine yer olmadığına” hükmedilir. Ancak bu kişiler derhal serbest bırakılmaz; toplum sağlığını ve güvenliğini korumak amacıyla yüksek güvenlikli psikiyatri hastanelerinde (Örneğin; Adli Psikiyatri Servisleri) koruma ve tedavi altına alınırlar.

TCK 32/2 – Kısmi Akıl Hastalığı (İrade Zayıflığı): Bazı psikiyatrik vakalarda (örneğin tedavi ile baskılanmış bipolar bozukluklar, hafif zeka gerilikleri, belirli sınırda kişilik bozuklukları), kişinin algılama veya iradesini yönlendirme yeteneği tamamen yok olmamıştır, ancak normal ve sağlıklı bir insana kıyasla “azalmış” durumdadır. Kanun koyucu bu durumu kısmi ceza ehliyeti olarak kabul eder. TCK 32/2 uyarınca fail, tamamen cezasız bırakılmaz ancak verilecek cezada son derece ağır indirimler uygulanır. (Müebbet hapis yerine yirmi yıl gibi). Ayrıca hükmolunan bu hapis cezasının belirli bir kısmının veya tamamının, cezaevi yerine akıl hastalarına özgü sağlık tesislerinde çekilmesine mahkemece karar verilebilir.

Cezai Ehliyeti Etkileyen Hastalıkların Tespiti ve Adli Tıp Zorunluluğu

Hukuk yargılamasında en katı kurallardan biri; hakimlerin veya savcıların tıp bilimine giren konularda kendi kişisel gözlemlerine (sanık duruşmada normal davranıyor, sorulara düzgün cevap veriyor gibi) dayanarak teşhis koyamamasıdır. Sanığın avukatı veya ailesi tarafından geçmişte görülen psikiyatrik tedavilere ilişkin epikriz raporları veya reçeteler dosyaya sunulduğunda, mahkeme bu iddiayı “eksiksiz ve bilimsel bir şekilde” araştırmak mecburiyetindedir.

Özellikle cinayet, ağır yaralama veya cinsel suçlar gibi yüksek hapis cezası öngörülen dosyalarda, ceza ehliyeti itirazı ciddiye alınmaz ve uzman tıbbi kurul raporu alınmadan hüküm kurulursa, bu durum Yargıtay aşamasında davanın esastan bozulmasına yol açar. 

[Yargıtay 12. Ceza Dairesi, T. 07.11.2024, 2021/1699 E., 2024/6325 K.] 

“Sanığın temyiz dilekçesinde akıl hastalığının bulunduğunu beyan etmesi, dilekçe ekinde sunduğu sağlık raporunda da TCK 32/1. maddesine girecek nitelikte akıl hastalığının bulunduğunun belirtilmesi karşısında, suç tarihi itibariyle TCK’nın 32. maddesi kapsamında sanığın cezai ehliyeti konusunda Adli Tıp Kurumu ya da tam teşekküllü devlet hastanesi sağlık kurulundan rapor alınmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden […] BOZULMASINA…”

Bu süreçte, soruşturma aşamasında şüphelinin Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 74 uyarınca 3 haftaya kadar “gözlem altına alınması” talep edilebilir. Gözlem süresince uzman psikiyatristler şüpheliyi 7/24 izleyerek raporlar. Adli tıbbi tespitlerde en üst otorite, İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) İhtisas Kurullarıdır. Yerel tam teşekküllü hastanelerden alınan raporlar ile taraf uzman mütalaaları arasında bir çelişki doğarsa, mahkeme dosyayı mutlaka ATK’ya göndererek nihai kararı beklemek zorundadır. Yargıtay, ATK 4. İhtisas Kurulunun (veya çocuklar için 6. İhtisas Kurulunun) bilimsel verilerle hazırladığı raporları kesin delil ve hüküm kurmaya yeterli ana unsur olarak kabul etmektedir:

[Yargıtay 1. Ceza Dairesi, T. 14.02.2023, 2022/9029 E., 2023/444 K.] 

“Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı 4 üncü İhtisas Kurulu tarafından tanzim olunan 12.11.2021 tarihli raporda ‘…cezai sorumluluğunu etkileyecek psikopatoloji saptanmadığı’na dair muayene kaydı, […] sanığın daha önce bu yönden herhangi bir tedavi görmediğinin ve raporu bulunmadığının anlaşılması karşısında, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığı 4 üncü İhtisas Kurulu tarafından tanzim olunan 12.11.2021 tarihli rapor hüküm kurmaya yeterli olduğundan, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.”

Sağlık Tedbirleri, Güvenlik Uygulamaları ve Yargılama Stratejisi

TCK 32/1 kapsamında beraat niteliğinde olan “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı alan ve yüksek güvenlikli sağlık tesislerine gönderilen akıl hastalarının tedavi süreleri, klasik bir hapis cezası gibi belirli bir süreye (örneğin 5 yıl, 10 yıl) tabi değildir. TCK 57. madde gereğince güvenlik tedbirinin süresi, kişinin toplum açısından oluşturduğu tehlikelilik halinin ortadan kalkmasına kadar devam eder. Tedavi gören kişi hakkındaki tıbbi gelişim, kurumun sağlık kurulu tarafından altı aylık periyotlarla raporlanarak mahkemeye sunulur. Tehlikeliliğin tıbben ortadan kalktığı rapor edildiğinde, mahkeme kararıyla güvenlik tedbiri (zorunlu hastane yatışı) derhal sonlandırılır.

Gerek çocuk ceza hukuku kapsamındaki yaş küçüklüğü dosyalarında Sosyal İnceleme Raporunun (SİR) talep edilmesi, gerekse TCK 32 kapsamındaki akıl hastalığı şüphelerinde geçmiş psikiyatrik tedavi epikrizlerinin mahkemeye celbi ve Adli Tıp Kurumuna sevk talepleri, ceza yargılamasının gidişatını temelden değiştiren hamlelerdir. İradeyi ve algılamayı sakatlayan bu tür biyolojik ve psikolojik unsurların yargılama esnasında profesyonel, zamanında ve doğru usuli adımlarla ileri sürülmesi, adil yargılanma hakkının ve özgürlüklerin korunabilmesi için yegâne hukuki stratejidir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Ceza hukuku mevzuatı kapsamında cezai ehliyet nedir ve hangi usuli hallerde ortadan kalkar? 

Ceza yargılaması hukukunda cezai ehliyet nedir sorusunun temel yanıtı; bir kimsenin işlediği iddia edilen haksız ve hukuka aykırı fiilin yasal anlamını, toplum nezdindeki olumsuz sonuçlarını kavrayabilmesi ve bu eylemi gerçekleştirirken iradesini özgürce yönlendirebilme kapasitesine sahip olmasıdır. Hukuk dilinde “isnat yeteneği” veya “kusur yeteneği” olarak adlandırılan bu ehliyet, kişinin bilincini ve iradesini sakatlayan iki temel halde ortadan kalkar: Birincisi zihinsel ve fiziksel gelişimin henüz tamamlanmamış olması hali olan “yaş küçüklüğü”, ikincisi ise psikiyatrik veya organik beyin fonksiyonu bozukluklarına dayanan “akıl hastalığı” durumlarıdır. Bu iki istisnai durumdan birinin varlığı yasal prosedürlerle kanıtlandığında, sanığın isnat yeteneği ortadan kalkmış kabul edilir.

Türkiye’de yasal olarak ceza yaşı kaçtır ve kanundaki TCK 31 maddesi mahkemelerce nasıl uygulanır? 

Türk Ceza Kanunu sistematiğinde tek ve sabit bir ceza yaşı sınırından bahsetmek hukuken mümkün değildir; yasa koyucu yaş küçüklüğünü kademeli bir ceza sorumluluğu sistemine bağlamıştır. TCK 31 maddesi uyarınca mutlak ceza ehliyetsizliği sınırı 12 yaştır. Fiili işlediği tarihte 12 yaşını doldurmamış bir çocuğun hiçbir şart altında cezai ehliyeti yoktur, yargılanamaz ve hapis cezası alamaz. 12 yaşını doldurup 15 yaşını tamamlamamış olan çocukların sorumluluğu ise “farik ve mümeyyizlik” (algılama yeteneği) raporuna göre mahkemece tayin edilir. 15 yaşını doldurup 18 yaşını tamamlamamış (reşit olmamış) gençlerin ise genel ceza sorumluluğu vardır; ancak mahkemeler, yetişkinler için öngörülen hapis cezalarından üçte bir oranında mecburi yaş indirimi yaparak hüküm kurmak zorundadır.

TCK 32 maddesi uyarınca teşhis edilen akıl hastalığı ceza ehliyeti sürecini nasıl etkiler? 

Bir suç isnadı altındaki sanığın ruh sağlığının yerinde olmaması, TCK 32 maddesi ile çok kesin kurallara bağlanmıştır. Bu madde, akıl hastalığının failin iradesini ne ölçüde etkilediğine bakarak süreci ikiye ayırır. Eğer akıl hastalığı, sanığın suçun niteliğini algılamasını veya iradesine hükmetmesini “tamamen” veya “önemli derecede” yok etmişse (TCK 32/1), sanığın ceza ehliyeti sıfıra iner ve fail mutlak surette beraat niteliğindeki “ceza verilmesine yer olmadığına” kararı ile yaptırımdan muaf tutulur. Ancak failin akıl hastalığı bulunmakla birlikte, irade ve algılama yeteneği tamamen yok olmamış sadece “azalmışsa” (TCK 32/2 – kısmi ehliyet), sanık cezalandırılır fakat hükmedilecek hapis cezasında yasanın öngördüğü ölçülerde çok ciddi indirimler yapılır.

Hukuk sistemimizde ve adli tıpta cezai ehliyeti olmayan hastalıklar nelerdir, yasal bir listesi var mıdır? 

Kanun koyucu, cezai ehliyeti olmayan hastalıklar şeklinde spesifik isimlerden (şizofreni, paranoid bozukluk vb.) oluşan kapalı bir hastalık listesi hazırlamamıştır. Yargıtay ve Adli Tıp Kurumu uygulamalarına göre önemli olan, hastalığın tıbbi isminden ziyade, o hastalığın “suç tarihi anında” sanığın iradesini ve algılama yeteneğini ne ölçüde etkilediğidir. Bununla birlikte; kronik şizofreni, aktif dönem bipolar duygudurum bozuklukları, ağır mental retardasyon (ileri derece zeka geriliği), paranoya, ağır epileptik psikozlar ve organik beyin sendromu gibi ağır ruhsal çöküntü yaratan rahatsızlıklar, Adli Tıp Kurumu raporlarında genellikle tam ehliyetsizlik nedeni olarak kabul edilmektedir. Buna karşın, hafif depresyon, anksiyete, panik atak veya kleptomani gibi rahatsızlıklar kural olarak ceza ehliyetini tamamen ortadan kaldıran hallerden sayılmaz.

Akıl hastası olduğu tıp raporuyla sabit olan bir sanığa ceza verilir mi? 

Hayır, suç tarihinde tam akıl hastası (TCK 32/1 kapsamında) olduğu resmi sağlık kurulu veya Adli Tıp İhtisas Kurulu raporuyla kanıtlanan bir kişiye mahkemece hiçbir adli para cezası veya hapis cezası verilemez. Yargılama sonunda mahkeme heyeti, suç fail tarafından işlenmiş olsa dahi “Ceza verilmesine yer olmadığına” hükmetmek zorundadır. Kusuru ve iradesi olmayan birine hürriyeti bağlayıcı yaptırım uygulamak evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır. Ancak bu durum, fiilin cezasız kalacağı anlamına gelmez; fail cezaevine gönderilmek yerine, toplum için oluşturduğu tehlike geçene kadar yüksek güvenlikli adli psikiyatri servislerinde yatarak tedavi edilmek üzere sağlık tedbirine tabi tutulur.

Suça sürüklenen 12-15 yaş grubu çocuklar için kanun uyarınca nasıl bir hukuki inceleme yapılır? 

12 yaşını bitirmiş ancak 15 yaşını doldurmamış çocukların (SSÇ) yargılamaları son derece hassas prosedürlere tabidir. Bu yaş grubundaki bir çocuğun hırsızlık, yaralama veya bilişim suçu gibi bir eylemi gerçekleştirmesi durumunda mahkeme doğrudan yargılamaya geçemez. Öncelikle, Çocuğun işlediği fiilin hukuki ve sosyal kötülüğünü kavrayıp kavrayamadığının tespiti için uzman bir çocuk psikiyatristinden veya Adli Tıp Kurumundan “Algılama ve Davranışları Yönlendirme Yeteneği” raporu alınması emredicidir. Ayrıca mahkeme bünyesindeki pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacılardan oluşan uzmanlar tarafından, çocuğun ailevi, ekonomik ve sosyal durumunu detaylıca analiz eden bir “Sosyal İnceleme Raporu” (SİR) aldırılması yasal bir zorunluluktur. Bu raporlar olumsuz ise (çocuk fiilin kötülüğünü idrak edemiyorsa) ceza verilemez.

Sanığın akli dengesinin yerinde olmadığı iddiasını mahkeme nasıl inceler, uzman raporu almak mecburi midir?

 Mahkeme hakimleri veya savcılar tıp doktoru değildir; dolayısıyla sanığın duruşmadaki tavırlarına, fiziksel görünümüne veya konuşma tarzına bakarak akıl sağlığı hakkında hukuki bir teşhis koyamazlar. Sanık avukatı tarafından sanığın geçmişte psikiyatri servisinde yattığına dair epikriz belgeleri, ilaç reçeteleri veya engelli sağlık kurulu raporları dava dosyasına sunulmuşsa, mahkeme bu iddiayı araştırmak zorundadır. Yargıtay içtihatları son derece nettir: Dosyada akıl hastalığına dair en ufak bir emare veya şüphe varsa, mahkemenin sanığı tam teşekküllü bir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine veya doğrudan Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Kuruluna sevk ederek detaylı bir tıbbi gözlem raporu aldırması mutlak bir mecburiyettir. Rapor alınmadan ceza verilmesi kararın Yargıtay’dan kesin olarak dönmesine (bozulmasına) neden olur.

Kısmi akıl hastalığı durumunda mahkemelerce uygulanan ceza indirim oranları yasal olarak nelerdir?

 Sanığın irade yeteneğinin tamamen ortadan kalkmadığı ancak önemli ölçüde zayıfladığı kısmi akıl hastalığı (TCK 32/2) durumlarında, suç fiili cezasız bırakılmaz ancak yasanın emrettiği ağırlaştırılmış indirim cetveli uygulanır. Kanun hükmüne göre kısmi ehliyetli sanığa; normal şartlarda Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis cezası verilecek bir suçta 25 yıl hapis, Müebbet Hapis cezası verilecek bir suçta ise 20 yıl hapis cezası tayin edilir. Süreli hapis cezası gerektiren diğer tüm suç tiplerinde ise, mahkemece belirlenen temel cezadan “altıda birden (1/6) fazla olmamak üzere” indirim yapılarak nihai hüküm kurulur. Ayrıca mahkeme, bu indirimli cezanın tamamen veya kısmen bir ruh sağlığı hastanesinde infaz edilmesine (çekilmesine) de karar verebilir.

Yaş küçüklüğü nedeniyle ceza ehliyeti olmayan 12 yaş altı çocuklara hangi güvenlik tedbirleri uygulanır?

 Fiili işlediği tarihte 12 yaşını doldurmamış bir çocuğun (veyahut rapor sonucunda algılama yeteneği gelişmediği tespit edilen 12-15 yaş grubundaki bir çocuğun) cezai yaptırıma tabi tutulması kanunen yasaktır. Ancak kanun koyucu bu çocukları tamamen başıboş bırakmaz. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) devreye girer. Çocuk Hakimi, çocuğun sağlıklı bir birey olarak topluma kazandırılması amacıyla; aileye rehberlik edilmesini içeren danışmanlık tedbiri, çocuğun okuluna devamını sağlayan eğitim tedbiri, psikolojik tedavisini amaçlayan sağlık tedbiri veya çocuğun aile ortamı kendisine zarar veriyorsa devlet yurduna yerleştirilmesini içeren barınma ve bakım tedbiri kararlarından somut olaya en uygun olanını derhal uygulamaya koyar.

Akıl hastalığı nedeniyle “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilirse fail doğrudan serbest mi kalır?

 Hayır, kesinlikle serbest kalmaz. Halk arasında akıl hastalarının suç işlediğinde tamamen cezasız kalıp ellerini kollarını sallayarak gezdikleri yönündeki inanış hukuken asılsızdır. TCK 32/1 kapsamında sanık hapis cezasından muaf tutulsa da, TCK 57. madde gereğince derhal koruma ve tedavi amacıyla yüksek güvenlikli bir adli psikiyatri hastanesine yerleştirilir (Güvenlik Tedbiri). Üstelik bir mahkûmun hapisten çıkacağı tarih belliyken, güvenlik tedbiri uygulanan akıl hastasının hastaneden çıkış tarihi önceden belli değildir. Kişinin hastaneden taburcu edilebilmesi için, hastalığının toplum açısından oluşturduğu tehlikenin “tıbben tamamen ortadan kalktığının” Sağlık Kurulu raporuyla kanıtlanması ve bu raporun infaz hakimi tarafından onaylanması yasal bir mecburiyettir.

Sonuç

Ceza yargılamasının en kritik aşaması, salt işlendiği iddia edilen haksız fiilin maddi unsurlarının araştırılmasından ziyade, o fiili icra eden bireyin zihinsel, psikolojik ve iradi altyapısının eksiksiz bir şekilde hukuki standartlarda analiz edilmesidir. Türk Ceza Kanunu sistematiğinde yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı kavramları, sadece hakimin takdirine bırakılmış sıradan birer hafifletici neden değil; hürriyeti bağlayıcı yaptırımların önünü tamamen kesebilen veya ceza miktarını yapısal olarak değiştiren mutlak kusur yeteneği bariyerleridir. Adli süreçlerde, suça sürüklenen bir çocuğun fiilin kötülüğünü kavrayıp kavrayamadığının pedagojik boyutta tespiti veya yetişkin bir bireyin psikopatolojik rahatsızlıklarının suç anındaki aktif etkisinin kanıtlanması, katı usul hukuku kurallarına tabidir.

Yargılama makamlarının, sanığın zihinsel ve algısal durumu hakkında şahsi mahkeme gözlemine dayanarak teşhis koyma veya irade analizi yapma yetkisi hukuken bulunmamaktadır. Yargılama aşamasında dosyaya sunulan geçmiş psikiyatrik epikriz raporları, engelli sağlık kurulu belgeleri veya 15 yaş altı çocukların sosyal inceleme itirazları, mahkemeleri Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurullarından bilimsel ve bağlayıcı bir rapor almakla yükümlü kılar. Bu yasal zorunluluğun göz ardı edilerek, tıbbi şüpheler aydınlatılmadan eksik inceleme üzerinden mahkûmiyet hükmü kurulması, yüksek mahkeme denetiminde (Yargıtay ve İstinaf) davanın esastan bozulmasına neden olan en ağır yasal ihlallerden biridir.

Kusur yeteneğini ortadan kaldıran veya önemli ölçüde zayıflatan bu tür biyolojik ve psikiyatrik vakıaların yargılama esnasında doğru usuli hamlelerle ileri sürülmesi, adil yargılanma hakkının temel taşıdır. Maddi gerçeğin tıbbi delillerle ortaya çıkarılması ve hukuka aykırı yaptırımların önüne geçilebilmesi adına, ceza ehliyetine ilişkin teknik inceleme süreçlerinin yüksek yasal disiplinle yürütülmesi sürecin yegâne güvencesidir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top
Bu içeriğin tüm telif hakları Çelik Avukatlık Bürosu'na (caglarcelik.av.tr) aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve kullanılamaz.