Sözleşmelerde ve Evlilikte Mutlak Butlan Kavramı

Türk hukuk sisteminde, bireylerin ve kurumların her gün kurduğu hukuki işlemlerin geçerliliği, kanunların öngördüğü emredici kurallara sıkı sıkıya bağlıdır. Kurucu unsurları (örneğin tarafların irade beyanı) şeklen tamamlanmış gibi görünse de, yasanın temel ilkelerine açıkça aykırılık taşıyan işlemler baştan itibaren hukuki sonuç doğurmazlar. Hukuk terminolojisinde bu en ağır geçersizlik yaptırımına mutlak butlan adı verilmektedir. Bir hukuki işlemin mutlak butlan ile sakat olması, o işlemin yapıldığı andan itibaren ölü doğduğu, hukuken hiçbir zaman var olmadığı ve geçerli bir hak veya borç yaratmadığı anlamına gelmektedir.

Özellikle Borçlar Hukuku kapsamında akdedilen ticari sözleşmelerde ve Türk Medeni Kanunu çerçevesinde kurulan evlilik birliklerinde mutlak butlan kurumu, kamu düzenini, zayıf tarafı ve toplumsal ahlakı koruyan en önemli yasal güvencelerden biridir. İşlemin tarafları kendi aralarında karşılıklı rıza göstermiş olsalar dahi, kanunun emredici hükümlerine, kişilik haklarına veya ahlaka aykırı olan durumlarda mutlak butlan yaptırımı kendiliğinden devreye girerek söz konusu hukuki ilişkiyi hükümsüz kılar.

Bu rehberde, hukuki işlemlerin temelini sarsan mutlak butlan hallerinin yasal şartları, borçlar hukuku ve aile hukuku özelindeki uygulama farklılıkları, taraflara yüklenen ispat külfetleri ve bu geçersizliğin mahkemelerde nasıl ileri sürüleceği tüm hukuki detaylarıyla ve objektif bir bakış açısıyla incelenecektir.

Yazı İçeriği

    1. Borçlar Hukukunda Sözleşmelerin Geçersizliği ve Mutlak Butlan Şartları

    Hukuk sistemimiz, bireylerin kendi özgür iradeleriyle sözleşme yapma hakkını temel bir kural olarak benimsemiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde güvence altına alınan bu kurala “sözleşme özgürlüğü ilkesi” adı verilir. Ancak bu özgürlük alanı sınırsız değildir. Sözleşmelerin, kanunun emredici sınırları içinde kalması zorunludur. Sözleşme özgürlüğünün yasal sınırlarının aşıldığı durumlarda mutlak butlan yaptırımı devreye girer.

    Bir hukuki işlemin mutlak butlan ile sakat olması, o işlemin hukuken baştan itibaren ölü doğduğu anlamına gelir. Geçersizlik durumu geçmişe etkilidir. Taraflar, mutlak butlan yaptırımına tabi olan bir sözleşmeden doğan hakları mahkeme yoluyla talep edemezler. Eğer geçersiz bir sözleşmeye dayanarak bazı ödemeler veya devirler yapılmışsa, bu işlemler “sebepsiz zenginleşme” veya “istihkak” hükümleri kapsamında geri istenir.

    Yokluk kavramı ile mutlak butlan kurumu birbirine karıştırılmamalıdır. Yokluk durumunda sözleşmenin kurucu unsurları (örneğin irade beyanı) hiç yoktur. Mutlak butlan durumunda ise kurucu unsurlar şeklen vardır; ancak sözleşmenin içeriği kanunun temel prensiplerine aykırıdır. Bu en ağır geçersizlik türü, hakim tarafından davanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Bu iddiayı ileri sürmek herhangi bir zaman aşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Menfaati bulunan herkes, sözleşmenin geçersizliğini her zaman ileri sürebilir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Esas: 2020/189, Karar: 2020/888, Tarih: 17/11/2020 kararına göre; 

    ”Bir hukuki işlem konusu (içeriği) itibariyle olduğu gibi, meydana gelişi bakımından da emredici hukuk kurallarına aykırı bulunabilir. Meydana gelişe ilişkin emredici hukuk kuralları hukuki işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir ve bu özellikleriyle konuya (içeriğe) ilişkin olan maddi nitelikteki hükümlerden ayrılırlar. İçeriğe ilişkin emredici hükümlere aykırılık hâlinde hukuki işlem şeklen mevcut ve meydana gelmiş olmakla birlikte, başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı hüküm ve sonuç doğurmaz. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise kurucu unsurların, örneğin irade beyanının veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukuki işlem şeklen dahi meydana gelememektedir.

    Hükümsüzlük hâlleri, yokluk ve butlan olarak iki alt kategoride ele alınabilir.

    Kavram olarak yokluk; bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen ve kurucu nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık hâlidir. Bu aykırılık, işlemin unsurlarında eksikliğe yol açar ve işlemi “yokluk” ile sakat hâle getirir. Yok sayılan işlem, şeklen dahi meydana gelmemiştir. Yokluk, bunu ileri sürme konusunda hukuki menfaati bulunan herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir ve tespit ettirilebilir, hâkim tarafından da resen dikkate alınır.

    Butlan ise; bir işlemin, konusuna ilişkin emredici hükümlere aykırı olması hâlidir. Eş söyleyişle, bir işlemin konusu; kanuna, ahlâka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ya da, imkânsız ise, bu işlem batıldır. Yokluktaki gibi, butlanda da kesin geçersizlik söz konusudur; hâkim bunu resen göz önünde bulundurur ve herkes bu geçersizliği, iptal davasında öngörülen üç aylık süreyle bağlı olmaksızın ileri sürebilir ve tespit ettirebilir. Yokluk ve butlan arasında sonuçları değil, sebepleri bakımından farklılık bulunmaktadır (Bilgili F., Demirkapı E.: Şirketler Hukuku, 2012, s.190).

    Dolayısıyla içeriğe ilişkin emredici hükümlere aykırılık hâlinde mutlak butlandan; hukuki işlemin şekli unsurlarını tespit eden emredici hukuk kurallarına aykırılık sebebiyle hukuki işlemin mevcudiyet kazanamaması hâlinde ise hukuki işlemin yokluğundan söz edilmektedir. Yok hükmünde olan işlemler, baştan beri hüküm ifade etmezler ve bunların yok hükmünde olduğunun tespiti için açılacak davaların da hak düşürücü süre içinde açılması zorunlu değildir. Yokluk hâlinde, hukuki işlem bir veya daha fazla unsurunun yokluğu nedeniyle şeklen dâhi olsa mevcudiyet (varlık) kazanamamaktadır. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir hukuki sonuç bağlanabilmesi mümkün değildir.

    Yokluk hâlinin resen göz önünde bulundurulacağı, herkesin bu geçersizliği ileri sürebileceği ve hukuken yok olan işleme hiçbir hukuki sonuç bağlanamayacağı hususu Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2008 tarihli ve 2008/11-246 E., 2008/239 K. ile 02.03.2014 tarihli ve 2013/11-1048 E., 2014/430 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

    Öte yandan kurucuların tamamı aktif çalışma hayatı içerisinde yer almayan emekliler olduğundan, bu eksiklik giderilemez nitelikte olup bu anlamda 4688 sayılı Kanun’un 6. maddesi ve 6356 sayılı Kanun’un 7. maddesi gereğince süre verilerek tamamlanması da mümkün değildir.

    Bu bağlamda inceleme konusu davada, davalı Sendikanın, sendika üyesi ve kurucusu olamayacağı sabit olan aktif çalışma hayatı içerisinde yer almayan emekliler tarafından kurulduğu anlaşılmakla, gerek 6356 sayılı Kanun, gerekse 4688 sayılı Kanunlarda öngörülen kuruluş koşulları gerçekleşmediğinden davalı Sendikanın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekmektedir.”

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (Esas: 2020/189, Karar: 2020/888), hukuki işlemlerdeki “yokluk” ile “mutlak butlan” kavramları arasındaki hassas çizgiyi netleştirmiştir. Yüksek mahkemeye göre; bir işlemin kurucu (şekli) unsurlarındaki eksiklik o işlemi “yok hükmünde” kılarken, işlemin öze (içeriğe) ilişkin emredici kurallara aykırı olması durumu işlemi “mutlak butlan” ile sakatlar. İçeriğe ilişkin emredici hükümlere aykırılık halinde hukuki işlem şeklen mevcut ve meydana gelmiş olmakla birlikte, başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı hüküm ve sonuç doğurmaz.

    2. Sözleşmelerde Mutlak Butlan Halleri ve Kısmi Geçersizlik

    Türk Borçlar Kanunu Madde 27 hükmü, sözleşmelerin kesin hükümsüzlük hallerini açıkça düzenlemiştir. Kanun koyucu bu halleri kamu düzenini, zayıf tarafı ve genel ahlakı korumak amacıyla net bir şekilde belirlemiştir. Sözleşmeler bağlamında hukuki bir ilişkinin mutlak butlan sonucunu doğurması için aşağıdaki hallerden birinin mevcudiyeti yeterlidir:

    • Emredici Hukuk Kurallarına Aykırılık: Kanunun kesin olarak yasakladığı bir konuda sözleşme kurulamaz. Örneğin, yasal faiz sınırlarını fahiş oranda aşan tefecilik sözleşmeleri doğrudan mutlak butlan ile batıldır.

    • Ahlaka ve Adaba Aykırılık: Toplumun genel ahlak anlayışına ters düşen sözleşmeler geçersizdir. Suç işlemek veya fuhuşa yer temin etmek amacıyla kurulan kiralama sözleşmeleri bu kapsama girer.

    • Kamu Düzenine Aykırılık: Devletin temel hukuki yapısını ve toplumsal huzuru bozan anlaşmalar hukuk sisteminde korunmaz ve mutlak butlan yaptırımına tabi tutulur.

    • Kişilik Haklarına Aykırılık: Bir kimsenin ekonomik veya kişisel özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıran, onu köleleştiren veya temel haklarından feragat etmesini gerektiren sözleşmeler hukuken yok hükmündedir.

    • Objektif İmkansızlık: Sözleşmenin konusu olan edimin, sözleşme kurulduğu anda hiç kimse tarafından yerine getirilemeyecek durumda olmasıdır. Örneğin, sözleşme imzalanmadan bir gün önce yanarak kül olmuş bir aracın satım sözleşmesi mutlak butlan ile geçersizdir.

    • Muvazaa (Danışıklık): Tarafların üçüncü kişileri veya alacaklıları aldatmak amacıyla, gerçekte istemedikleri halde görünüşte bir sözleşme yapmaları durumunda, bu görünüşteki işlem mutlak butlan yaptırımı ile karşılaşır.

    Bazı durumlarda sözleşmenin tamamı değil, sadece belirli maddeleri kanuna aykırı olabilir. Kanun buna “Kısmi Butlan” adını vermektedir. Geçersiz olan maddeler sözleşmeden çıkarılır ve sözleşmenin geri kalan kısmı geçerliliğini korur. Ancak bu geçersiz maddeler olmasaydı tarafların bu sözleşmeyi hiç yapmayacağı açıkça anlaşılıyorsa, sözleşmenin tamamı mutlak butlan ile iptal edilir.

    3. Türk Medeni Kanunu Kapsamında Evlilikte Mutlak Butlan

    Sözleşmeler hukuku dışında, aile hukuku alanında da mutlak butlan kurumu büyük bir hukuki ağırlığa sahiptir. Evlenme işlemi, tarafların resmi memur önünde iradelerini açıklamasıyla kurulan çok özel statülü bir hukuki işlemdir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK), evlilik birliğinin temelini sağlam tutmak için katı maddi şartlar öngörmüştür. Kurucu unsurları (resmi nikah memuru ve irade beyanı) tam olan bir evlilik, kanunun emrettiği bu hayati şartları taşımıyorsa mutlak butlan davasına konu teşkil eder.

    Borçlar hukukundaki ticari sözleşmelerden farklı olarak, aile hukukunda mutlak butlan hali kendiliğinden (otomatik olarak) evliliği sona erdirmez. Hukuken sakat olan bu evliliğin geçersiz kılınması için mutlak surette Aile Mahkemesinde bir dava açılması ve hakimin evliliğin geçersizliğine hükmetmesi zorunludur. Hakim kararı kesinleşene kadar geçen sürede bu evlilik, geçerli bir evliliğin tüm hukuki sonuçlarını doğurmaya devam eder.

    Evliliğin iptali kararı geçmişe etkili değildir. Karar kesinleştiği andan itibaren ileriye dönük olarak sonuç doğurur. Bu kuralın en önemli sonucu müşterek çocukların durumudur. Mahkeme kararıyla mutlak butlan ile iptal edilen bir evlilikten doğan çocuklar, evlilik dışı doğmuş sayılmazlar; evlilik içinde doğmuş gibi yasal meşruiyetlerini korurlar.

    3.1. Aile Hukuku Yönünden (Evlilikte Akli Meleke Noksanlığı):

    Yine bir diğer  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında; taraflardan birinin evlenme tarihinde “demans” rahatsızlığı sebebiyle fiil ehliyetini kaybettiği sağlık raporuyla sabit görülmüştür. Yargıtay, evlilik anında sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksunluğun evliliği mutlak butlan ile sakatlayacağına hükmetmiştir.

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin Esas: 2023/7502, Karar: 2024/3219, Tarih: 07/05/2024 kararına göre; 

    ”….. ve … arasındaki evlilik sözleşmesi, ölüm ile sona erdiğinden; evlilik sözleşmesinin kurulduğu anda muris Ali Rıza’nın sürekli sebeple ayırt etme gücünden yoksun olduğu anlaşılmakla, butlan kararının hüküm altına alınması ile yetinilmesi gerekirken (TMK m. 147/1) evliliğin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

    Davacılar vekili, muris …’nin … ile yaptığı evlilik akdi sırasında akıl sağlığının yerinde olmadığı iddiasında bulunarak evliliğin mutlak butlan ile iptali ve davalıların murisi …’in evlilik akdi sırasında iyi niyetli olmadığının tespiti istemi ile eldeki davayı açmışlardır. İlk Derece Mahkemesince, evliliğin mutlak butlan ile iptaline, muris …’in iyi niyetli olmadığının tespiti talebinin reddine karar verilmiştir. Tarafların istinaf yoluna başvuruları üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, murisler arasındaki evlilik akdinin mutlak butlan ile iptaline ilişkin kararın doğru olduğu ancak davalıların murisi …’nin dosyadaki delillere göre iyi niyetli olmadığının kabulü gerektiği belirtilerek davalıların istinaf talebinin esastan reddine, davacıların istinaf talebinin kabulü ile kararın ilgili bendinin kaldırılmasına, yerine …’nin evlilik akdi sırasında iyi niyetli olmadığının tespitine karar verilmiş ise de dosyada dinlenen tanık beyanları …’nin evlilik akdi sırasında iyi niyetli olmadığını ispatlamaya yeterli değildir. Şöyle ki; dava, eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması nedenine dayalı olarak (TMK m. 147/1-2. bent) olarak mutlak butlanın karar altına alınması (TMK m. 147/1) ve diğer eşin iyi niyetli olmadığının tespiti istemine yöneliktir. Eşlerden …’nin evlenme sırasında sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olduğu belirlenmiş olduğundan yukarıda 1. bentte belirtilmiş olduğu gibi mutlak butlanın karar altına alınmasına yönelik birinci istem kanıtlanmıştır. Davacıların ikinci istemi sağ kalan eşin (davacıların murisinden sora ölen davalıların murisi …’in) mutlak butlanla sakat olan evlenme sırasında iyi niyetli olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir. Eğer, mutlak butlanla sakat bir evlilikte sağ kalan eşin kötü niyetli olduğu belirlenirse, sağ kalan eş ölen eşin mirasçısı olamayacak, varsa lehine yapılan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları kaybedecektir (TMK m. 159). Sağ kalan eşin evlilik sözleşmesinin kurulduğu anda iyi niyetli olduğu belirlenirse mirasçılık ve ölüme bağlı tasarruflarla ilgili kendisine tanınan tüm hakları korunacaktır. Burada, evlenme sırasında (evlilik sözleşmesinin kurulduğu anda) iyi niyetin varlığı yeterlidir. Evlilik sözleşmesinin gerçekleşmesinden sonra iyi niyetin devam edip etmediği sonuca etkili değildir. Diğer yandan \”Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz\” (TMK m. 3). Bu durumda, eşlerden birinin ölümünden sonra butlan davası açılmışsa, sağ kalan eşin evlilik sözleşmesinin kurulması anında iyi niyetli olmadığı hususu mutlak butlan davasını açan ilgililer tarafından kanıtlanmalıdır (YHGK. 02.11.2011 E. 2011/1-695-2011/673). Diğer anlatımla sağ kalan eşin iyi niyetli olması asıldır. Aksini iddia eden iddiasını (sağ kalan eşin kötü niyetli olduğu iddiasını) kanıtlamakla yükümlüdür. Somut olayda; davayı açan ilgililerin murisi …’den sonra ölen …’nin evlilik sözleşmesinin kurulduğu anda kötü niyetli olduğu kanıtlanamamıştır. Evlilik sözleşmesinin kurulmasından sonra ve evlilik sürecinde gerçekleşen olaylara ilişkin beyanlar ise ancak boşanma davasına konu olabileceğinden, kadının evlilik sözleşmesi kurulurken iyi niyetli olup olmadığı yönünde bir hüküm ifade etmez. Davalıların murisi …’in, dosyada iyi niyetli olmadığının tespitini sağlayacak başka bir delil de bulunmamaktadır. O halde davalıların murisi …’nin, evlilik sözleşmesi sırasında iyi niyetli olmadığının tespiti isteminin reddine karar verilmesi gerekirken bu talebin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.”

    4. Evlilikte Mutlak Butlan Halleri ve Dava Süreci

    Evlilik birliğini temelden geçersiz kılan sebepler, Türk Medeni Kanunu Madde 145’te açıkça ve sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Bu kanuni sebepler dışında hiçbir genel gerekçeyle evliliğin mutlak butlan ile iptali talep edilemez. Evliliğin iptalini gerektiren yasal sebepler şunlardır:

    • Mevcut Evlilik (Çifte Evlilik): Eşlerden birinin evlenme işlemi anında halihazırda resmi olarak başka biriyle evli bulunmasıdır. Türk hukukunda çok eşlilik kesin olarak yasaktır. Mevcut bir evlilik varken yapılan ikinci evlilik doğrudan mutlak butlan sebebidir.

    • Sürekli Ayırt Etme Gücü Yoksunluğu: Eşlerden birinin evlenme işlemi sırasında sürekli bir sebeple (ağır zihinsel gerilik vb.) ayırt etme gücünden yoksun olması halidir.

    • Evlenmeye Engel Akıl Hastalığı: Eşlerden birinin evlenmeye yasal olarak engel teşkil edecek derecede akıl hastası olması ve bu durumun resmi sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi durumudur.

    • Yakın Hısımlık (Akrabalık): Kanunun evlenmeyi kesin olarak yasakladığı derecede yakın kan veya kayın hısımları (örneğin kardeşler, amca/dayı ile yeğen) arasında yapılan evlilikler geçersizdir.

    Bu davaların açılma usulü özeldir. Evliliğin iptaline ilişkin mutlak butlan davası, Cumhuriyet Savcısı tarafından re’sen (kendiliğinden) açılabilir. Ayrıca bu durumda yasal menfaati olan herkes (mirasçılar, alacaklılar, önceki eş) bu davayı açma hakkına sahiptir. Dava, eşlerin yerleşim yeri Aile Mahkemesinde görülür. Savcı, kamu düzeni gereği hukuka aykırı bu durumu öğrendiği anda dava açmakla yükümlüdür. Aile hukukundaki bu iddialar için de zaman aşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir.

    5. Mutlak Butlan ile İptal Edilebilirlik (Nispi Butlan) Arasındaki Hukuki Farklar

    Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde mutlak butlan ile iptal edilebilirlik (nispi butlan) kavramları kamuoyunda sıklıkla karıştırılmaktadır. Bireylerin yasal haklarını doğru temellerde kullanabilmesi için, bu iki farklı geçersizlik türü arasındaki sınırların çok iyi bilinmesi gerekir. Adli istatistikler, davaların büyük bir bölümünün geçersizlik türünün yanlış nitelendirilmesi sebebiyle reddedildiğini göstermektedir.

    Temel yasal farklar şunlardır:

    • Korunan Menfaat: Mutlak butlan, doğrudan kamu düzenini, genel ahlakı ve yasanın emredici hükümlerini korur. Nispi butlan ise irade sakatlıkları (yanılma, aldatma, korkutma) gibi daha çok tarafların bireysel menfaatlerini koruyan bir kurumdur.

    • Hakimin Re’sen İncelemesi: Bir hukuki işlemdeki mutlak butlan hali, davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden araştırılır ve dikkate alınır. Nispi butlan ise ancak iradesi sakatlanan mağdur tarafın talebi ve açık itirazı üzerine mahkemece incelenir; hakim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.

    • Süre Sınırları: Mutlak butlan iddiaları herhangi bir zaman aşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Hukuka aykırı işlem üzerinden yıllar geçse dahi dava konusu yapılabilir. Nispi butlanda ise iddialar, kanunda belirtilen sıkı hak düşürücü süreler (genellikle 1 yıl) içinde ileri sürülmelidir.

    • Geçerlilik Kazanma: Mutlak butlan ile sakat olan ölü bir işlem, zamanın geçmesiyle veya tarafların sonradan vereceği onayla asla geçerli hale gelmez. Nispi butlanda ise, mağdur taraf yasal süresi içinde iptal hakkını kullanmazsa veya sözleşmeye açıkça icazet (onay) verirse, işlem baştan itibaren tamamen geçerli hale gelir.

    6. Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    6.1. Muvazaalı (Danışıklı) Sözleşmeler Mutlak Butlan Kapsamında Mıdır?

    Evet, muvazaalı (danışıklı) işlemler doğrudan mutlak butlan yaptırımı ile karşılaşır. Türk Borçlar Kanunu kapsamında, tarafların üçüncü kişileri, alacaklıları veya resmi kurumları aldatmak amacıyla, gerçekte hiç niyetleri olmadığı halde görünüşte bir sözleşme yapmalarına “muvazaa” denir. Örneğin, hacizden mal kaçırmak için bir evin bedelsiz olarak bir akrabaya satılmış gibi gösterilmesi muvazaalı bir işlemdir. Bu görünüşteki satış sözleşmesi baştan itibaren mutlak butlan ile batıldır ve hukuken hiçbir sonuç doğurmaz. Görünüşteki bu sözleşmeye dayanılarak yapılan tapu devirleri de yolsuz tescil niteliği taşır ve her zaman iptal edilebilir.

    6.2. Evliliğin Mutlak Butlan ile İptali Davasında Zaman Aşımı Süresi Var Mıdır?

    Türk Medeni Kanunu’nun aile hukuku hükümlerine göre, bir evliliğin mutlak butlan ile sakat olması (örneğin taraflardan birinin halihazırda evli olması veya yakın akraba olmaları) durumu, doğrudan kamu düzenini ilgilendiren ağır bir ihlaldir. Bu nedenle, evliliğin mutlak butlan sebebiyle iptali davalarında herhangi bir zaman aşımı veya hak düşürücü süre kesinlikle bulunmamaktadır. Hukuka aykırı olarak kurulan bu evlilik üzerinden on yıllar geçmiş olsa dahi, eşler, mirasçılar, alacaklılar veya durumu öğrenen Cumhuriyet Savcısı her zaman Aile Mahkemesinde evliliğin iptali davası açabilir.

    6.3. Mutlak Butlan ile Sakat Olan Bir İşlem Sonradan Onaylanarak (İcazetle) Geçerli Hale Gelir Mi?

    Hukuk sistemimizde mutlak butlan yaptırımına tabi olan bir işlemin sonradan onaylanarak (icazet verilerek) veya eksikliklerin sonradan giderilerek geçerli hale getirilmesi hukuken kesinlikle mümkün değildir. Çünkü bu işlem kanunun emredici hükümlerine, ahlaka veya kamu düzenine aykırı olduğu için baştan itibaren ölü doğmuştur. Ölü bir hukuki işlem diriltilemez. Örneğin, yasal faiz sınırlarını aşan tefecilik sözleşmesine taraflar sonradan kendi aralarında onay verseler dahi bu sözleşme geçerlilik kazanmaz. Söz konusu işlemin geçerli olabilmesi için, yasal şartlara uygun yepyeni bir sözleşmenin baştan kurulması gerekmektedir.

    6.4. Kısmi Butlan Nedir ve Mutlak Butlan ile İlişkisi Nasıldır?

    Kısmi butlan, bir sözleşmenin tamamının değil, sadece belirli madde veya maddelerinin kanunun emredici hükümlerine aykırı olması durumudur. Türk Borçlar Kanunu Madde 27/2 uyarınca, sözleşmenin içerdiği bazı maddeler mutlak butlan ile geçersizse, kural olarak sadece bu sorunlu maddeler iptal edilir; sözleşmenin geri kalan hükümleri geçerliliğini korumaya devam eder. Ancak, yasa koyucu burada hassas bir denge kurmuştur. Eğer sözleşmedeki o geçersiz maddeler (kısmi butlan halleri) olmasaydı, tarafların bu sözleşmeyi en başından hiç yapmayacakları durumun niteliğinden ve hayatın olağan akışından açıkça anlaşılabiliyorsa, o zaman kısmi butlan kuralı uygulanmaz ve sözleşmenin tamamı mutlak butlan ile iptal edilerek tamamen ortadan kaldırılır.

    6.5. Mutlak Butlan İddiasını Mahkemede Kimler İleri Sürebilir?

    Hukuki işlemlerin iptal edilebilirliği (nispi butlan) hallerinde davayı sadece iradesi sakatlanan mağdur taraf açabilirken; mutlak butlan iddialarında durum tamamen farklıdır. Bir işlemin mutlak butlan ile sakat olması kamu düzenini bozduğu için, bu geçersizlik iddiasını mahkemede ileri sürebilecek kişilerin çemberi oldukça geniştir. Sözleşmenin veya evliliğin doğrudan tarafları, bu işlemin iptal edilmesinde ekonomik veya hukuki bir “menfaati bulunan herkes” (örneğin alacaklılar, yasal mirasçılar, kefiller) bu iddiayı ileri sürebilir. Ayrıca aile hukuku vakalarında Cumhuriyet Savcısı da re’sen (kendiliğinden) harekete geçerek iptal davası açmakla görevlendirilmiştir. Hakimin de önüne gelen her dosyada bu durumu kendiliğinden araştırması kanuni bir zorunluluktur.

    7. Sonuç

    Hukuk sisteminin varlık amacı, toplum içindeki ilişkileri adil, sürdürülebilir ve kamu vicdanına uygun bir düzlemde tutmaktır. Bu amacın en güçlü sigortalarından biri olan mutlak butlan kurumu; yasanın emredici kurallarını, toplumsal ahlakı ve kişilik haklarını hiçe sayan hukuki işlemlerin sistem içerisinde barınmasını engelleyen kesin bir kalkandır. İster milyonluk ticari bir sözleşme olsun isterse toplumun temel hücresini oluşturan bir evlilik akdi olsun, sınırları yasalarla çizilmiş kırmızı çizgilerin aşılması, tarafların rızası bulunsa dahi işlemin baştan itibaren yok sayılmasına neden olmaktadır.

    Geçmişe yürüyen etkisi, herhangi bir zaman aşımı süresine tabi olmaması ve hakimler tarafından her aşamada re’sen dikkate alınması, mutlak butlan yaptırımının hukuki gücünü açıkça göstermektedir. Bireylerin ticari faaliyetlerinde veya aile hukuku kapsamındaki işlemlerinde telafisi güç mali ve manevi yıkımlar yaşamaması için, kurulan hukuki bağların yasal mevzuata, kamu düzenine ve şekil şartlarına tam uyumlu olması zorunludur. Hukuki uyuşmazlıklarda şekli unsurlar ile maddi geçerlilik şartları arasındaki bu ince çizginin doğru tespit edilmesi, hak arama hürriyetinin etkin kullanımı ve adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir gerekliliktir.

     

    Yorum bırakın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Scroll to Top